Kavanozu kim salladı ?

Bir çölden 100 tane kırmızı ateş karıncası yakalayın. Daha sonra bir başka topraktan 100 tane bildiğimiz siyah karıncayı alın ve bunların hepsini bir kavanozun içine koyun. İlk başta hiçbir şey olmayacaktır.Daha sonra kavanozu elinize alın, oldukça şiddetli bir şekilde sallayın ve tekrar yerine koyun. Kavanozun içinde bir anda karıncaların birbirlerini öldürmek için savaştığı bir kaos ortamı göreceksiniz.Kırmızı karınca bunu yapan düşmanın siyah karıncalar olduğunu düşünürken siyah karıncalar bu kaosun nedeni olarak kırmızı karıncaları görmektedir. Oysa çok iyi bildiğiniz üzere kaosun asıl nedeni sizin ellerinizdir. Bu durum günümüzün iç savaşlarını anımsatıyor sanki. Bazen düşünmek lazım,. Kavanozu sallayan kim?..

Alıntı…..* RENA *

Kadınlar asla iyi adam sevmezler.

Kadınlar,kendilerini seven adamlardan hoşlanmazlar. Kadınlar ulaşamadıklarına tutulur, onlar için mücadele eder, elinin altındakini de her ihtimale karşı hazırda tutar, onları bütünüyle kaybetmek istemezler. Ne kadar akıllı olursa olsun, kalbi ve aklı arasında kalan bir kadın, doğruyu bilmesine rağmen yanlışa gider. Düşer dizlerinin üstüne, oturur kendi haline acır. Kadınlar asla iyi adam sevmezler. O yüzden kadınları anlamak zordur.

YENİ MODEL YAŞAM

Altı aydan fazladır pandemi ile uğraşiyoruz. Hayatımız da çok değişiklik yaptık. Maske, mesafe, Temizlik, karantina, derken altı ayı geçirdik. Şunu bilmekte fayda var. Eğer evden dışarı adım atmasanız, yada belli günlerde ihtiyaç için çıkar, kimseyle görüşmeden, mesafeyi koruyarak geri eve dönersek çok iyi bişey yapmış oluruz.

Gelelim önemli soruya: Hiç dostlarınız aranızda, koronayi bahane edip araya mesafe koyanlar oldumu. Mesela bana oldu. “neden uğramuyorsun, gel çay-kahve içeriz” dediğimde, hemen cevap aynen şu: “malum salgın var dikkat etmemiz lazım canım” . diyor, ama yan komşuya her gün uğruyor. Bu salgında dost bildiklerimiz de kof çıktı…

Nerdesin Aşkım ?

277654

 

Birine aşıkken, başkaları o kadar anlamsız geliyor ki…

“Keşke aşık olacağımız adamı kendimiz seçebilseydik. Ama gönül dediğimiz şerefsiz, serbest stil takılıyor, güvenli olanı değil, kıçı başı ayrı oynayanı seviyordu.”

Kaderin Bilun Yılmaz’a bir iyi, bir de kötü haberi vardı. İyi haber, Bilun, yirmi dokuz yıl altı aylık hayatında ilk kez gerçekten aşıktı. Ve kötü haber, başka biriyle evlenmek üzereydi. İşler bu kadar basit olsa iyiydi! Aşık olduğu adam geri dönmüştü ve Bilun, mevcut sevgilisini, müstakbel eşini bırakıp gidecek cesarete sahip değildi. İki adamın arasında kalan kahramanımız, eski sevgilisinin, yeni görümcesini hamile bırakmasıyla bir kez daha sarsılacak, can düşmanı Cenda’nın hain planlarıyla köşeye sıkışacaktı. Bütün hayatı giderek arapsaçına dönerken, Bilun hangisini seçecekti? Aşkı mı, güveni mi?

Nejat İşler ve Bir Hikaye

Nejat İşler: “Cihangir’de karşılaştık. Yanında kocası vardı…”

09.01.2014 – 11:02

Bir süredir sağlık sorunlarıyla mücadele eden ünlü   oyuncu Nejat  İşler, Ot Dergisi’nin ocak sayısı  için ‘Bazı Erkekleri   Anlama Kılavuzu’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. Amerikan Hastanesi’nde tedavi için geldiği İstanbul’dan ayrılarak Gümüşlük’e geri dönen Nejat İşler, ilk aşkını anlattığı yazıda, “İnsan olmak erkek olmaktan daha kolay” diyor.

 Yaşadıklarını   tüm samimiyetiyle anlatan İşler, yazısında şu  ifadelere yer verdi:

“Komşular Kurban Bayramı’nda koyunun t….ını bizim  eve getiriyorlar   altına işeyene iyi gelir diye. Allah’tan mahallede bu  konuda sabıkası   olan bir tek ben değilim. Sidikliler Kurtuluş Örgütü  olarak   gerçekleştirdiğimiz psikolojik harp neticesine hiçbirimiz  sidikli   lakabıyla anılmıyoruz.

PİPİMİZ VAR  İŞTE YETMİYOR MU ERKEK OLMAYA

Sünnet çağı geliyor sonra. Erkek olacakmışız, öyle diyorlar. Anlamıyorum vaziyeti, “Ulan pipimiz var işte yetmiyor mu erkek olmaya diye düşünüyorum”. Yok yetmezmiş ucundan azıcık kestirmek lazımmış. “Nihayetinde bir gece rüyalandım hemen banyoya gidip toparlandım. Babamın tıraş bıçağıyla suratımdaki tüyleri kestim.”

Yazısında ilk aşkından da söz eden İşler, şunları  kaleme aldı: “Gözlerimi yavaşça açıp cehenneme ilk adımımı attım.  “Senden bi şey   istemiyorum artık biliyorsun işte”. Bana sarıldı  defterimi geri verdi ve   unutamadığım cümleyi söyledi: “Gurur duydum  Nejat arkadaş kalalım   n’olur”… Ve kalktı, uzaklaştı…Geçen sene  Cihangir’de bir kafede   dostlarla otururken arkamdan seslendi.

”SENİNLE GURUR DUYUYORUM NEJAT”

”Ooo Nejat Bey buradaymış bizi  tanımaz şimdi”.  Kocasıyla tanıştırdı.  Çocukları varmış. Üst kata çıkmak  için  merdivenlere doğru hamle  yaptığında bir an durdu ve dönüp şöyle  dedi.  “Senin başarılarını  duyunca gurur duyuyorum arkadaşım”. Gülümsedim   belli belirsiz “Hala  mı?” diye sordum. Ye anlamadı ya da anlamazlıktan   geldi. 26 yıl evvel  O’na aşıkken boyum 1.80 , kilom 70’ti. Hala  öyle…”

“İNSAN OLMAK ERKEK OLMAKTAN DAHA KOLAY”

İşler yazısını şu sözlerle tamamladı: “Tıp, gece  işemelerinin  çaresini buldu. Erkek çocukları doğumhanede sünnet  ediliyor.  Kızlı-erkekli eğitim yanlış uygulanan bir sistemmiş,  büyüklerimiz öyle  diyor. 3’üncü sayfa haberleri aşıkların kendilerini,  birbirlerini  öldürme haberleriyle dolu. Okul hayatımın bende en çok iz  bırakan  öğretmeni, bana ‘insan’ olmanın ‘erkek’ olmaktan daha zor ama  daha kıyak  olduğunu söyledi. Kabul ettim ben de, ki bu da yeni  öğrendiğim bir  şey

Genç kalmanın sırrı..

Ne sürdüğün kremler, ne içtiğin vitaminler. Sadece neşeli bir ruh seni genç tutar. Hayalleri olmayan insan, çoktan çürümüş bir cesettir. Ruhunu dansa kaldır, güzel yaşa kendine iyi bak.
İnsan, içinin dışa vurumun dan ibarettir…
*****
İnan Durak Taş. (alıntı)

Çamlıca Yolunda…

Çamlıca Aşıklar Tepesi:

Çamlıca Aşıklar Tepesi:
Tepedeki konum harika bir manzaraya sahiptir. Aşıklar Tepesi olarak da bilinir. Gidenleri büyüleyen Tepe, dinlenirken keyif alınan meşhur buluşma alanlarından sadece bir tanesidir. Esasen Çamlıcanın kuytu yolları ve bağları meşhurdur. Adına şarkılar bestelenen, şiirler yazılan Çamlıca eski İstanbulun, Fenerbahçe parkından sonra en önemli buluşma mekanlarından biriydi. Şimdi yerinde yeller esen bu güzel doğa harıkası yeri özleyenler ve anılarında resimlerden hatırlayanlar çoktur.

Yazmak, okumak terapidir.

Bir çok sorunla karşilaşıyoruz. Bazen öyle anlar oluyor ki sanki boğulacak gibi oluyoruz. Masa üzerinde duran kalem kağıt imdada yetişiyor. Anlamlı anlamsız karalamalar yapıyoruz. Birkaç düzgün cümleden sonra saçmalasak da, yine de yavaşca rahatladığımız oluyor. Burada en şanslı olanlar, resim yapma yeteniği olanlar. hemen o anda kağıt üzerine belli belirsiz şekillerle çok güzel resim çıkarabiliyorlar. Bu da onların rahatlamasını sağlıyor. Sigmund Freud’un söylediğine göre bu yapılan en yaygın olanıdır. Ama çoğu kişi bunun farkında bile olmadığı refleks olarak ortaya çıktığıdır.

Okumak ise daha etkili ve daha yaygın olan dır. Mesela ben sıkıldığım zamanlar da hemen bir kitaba sarılıyorum. Doru söylemek gerekisirse böyle durumlarda okuduğuna konsantre olmak zor oluyor ama hemen 2-3 sayfa sonra kitapdaki hikayeye dalıyorsun ve sanki o anda etrafında olan herşey yok oluyor. Kendini başka bir alemde buluyorsun .

Çok bilmiş olma.

Bilmediğin konular da konuşma.

Görmediğin bir şeyi görmüş gibi yapma.

Anlamadığın zaman, anlamadım de. Anlamış gibi yapma.

Kendini tanıtırken abartma.

Yarım yamalak bildiğin bir konuda, çok iyi biliyormuş gibi yapma.

Genellikle “dinleyen ol”

Konuşman gerektiği yerde konuş.

Arkadaşların arasında üstün olmaya çalışma.

Cicero

Şansa Kalıyor.,

Birine aşıkken, başkaları o kadar anlamsız geliyor ki…”Keşke aşık olacağımız kişiyi kendimiz seçebilseydik. Ama gönül dediğimiz şerefsiz, serbest stil takılıyor, güvenli olanı değil, kıçı başı ayrı oynayanı seviyor.”

Pandemi günleri…

Sıkıntı veriyor. Bulaş olmazsa da insanlara sıkıntı veriyor. Belirsizlik çok kötü. Uzun süre evde kapanıp kalmanın ruhsal çöküntüye yol açtığı kesın. Sonu ne olduğu belli olmayan gidişat insanlığı korkutuyor.

TRENLERİM

AHMET Turgut

BENİM TRENLERİM…

Ben demir yolcu ailenin bebesiydim. Büyüme çağlarımız hep istasyonlarda, o buharlı makinaların sevimli gürültüsü ve kirliliği içinde geçti. Onların çıkardıkları buharın içinden geçmek büyük zevkti. Birde rayların üzerinde yurumek, hata onu maharet saymak da zevkti. Biz çocuklar hayat hep böyle geçecek diye zannederken, Rüzgar gibi geçen günlerin her şeyi değiştireceğini ancak değiştikten sonra anlaya bildik.

Memur çocuğu olmak o zamanlar, başka çocuklar tarafından pek kıskanılacak durumdu. Okulda , gezide, bakkal alış verişinde v.s de hep bizlere torpil geçildiği zannedilirdi. Aslında öyle değildi tabi. Yani memur çocukları, memur çocukları ile arkadaşlık kurabilirdi. Küçük kasabalarda ki istasyon da bu çocukların sayısının toplamı 5-6 yı geçmezdi.

Bu ancak iki veya üç sene sürer, bir bakmışsın baba yeni bir istasyona tayın olmuş ve bizim de oradaki tüm arkadaşlık ilişkileri kaybolup gider. Yeni yerler yeni çocuklar, ve alışma süresi derken, işte hayat böyle rüzgar gibi geçer.

AHMET TURGUT

********

Nereye gittiysem yadırgadım yerimi
Canıma tak etti bu göçebe yaşam
Tam alışırken yurduma yuvama
Bir de bakıyorum saat tamam

Nihat Ulvi Akgün

İSTİYORUM

Ne mi istiyorum?

  • Eylül gibi bir şey istiyorum ben;
  • Yakmasın,
  • Üşütmesin
  • Sarı-yeşil olsun ,
  • Sarı sabrım,
  • Yeşil dileğim olsun,
  • Rüzgarı ılık essin,
  • Yağmuru huzur versin.
  • ALINTI
Sakin ve Huzurlu bir yer…

SANAT VE SANATCI

“Sanatçı, güzel şeylerin yaratıcısıdır. Sanatın amacı, sanatı ortaya çıkarıp sanatçıyı gizli tutmaktır. Eleştirmen, güzel şeylere dair kendi kanısını başka bir yola veya yeni bir malzemeye dönüştürebilen kişidir.”

Keder sana yakışmıyor

Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli,
Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan,
Hüzün rengi almış saçlarının her teli
Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan,
Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli

Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli
Böyle mahsun kederli değildin eskiden
Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi
Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan
Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi
Baygın kokusuna anılarla beraber giden
Böyle mahsun kederli değildin eskiden

Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Ağlamaktan mı karadı gözlerin
Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin
Şimdi neden yaşardı gözlerin
Hasta mısın, yorgun musun nen var
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar

Victor Hugo